www.kriminoloji.com

 

 

ŞİDDET VE SALDIRGANLIK

(VİOLENCE and AGGRESSİON)

 

 

Dr. Mustafa Tören YÜCEL[1]

© www.kriminoloji.com 2002

 

 

 

         

       Suç eylemi birisinin şahsına veya malına zarar vermektedir.  Bu bir saldırı eylemidir. Suçlu başkasının parasını veya canını alması, zarar vermek arzusunu veya kendi gücünü vurgulamasına imkan vermektedir. Bu arzu, bu ihtiyaç bir düşmanlık ifadesi olup, saldırı ile ifade edilmektedir. İnsandaki saldırganlık üniversaldır.  Bu bizde doğumla başlayıp ölünceye kadar bizle kalmaktadır.  Gerçekte yaşamında belirli bir miktar saldırı ifade etmeyen kişinin yaşadığından söz edilemez.  Doğum sonrası ilk ağlamakla başlayan bu süreçte insan saldırganca dürtüleri biriktirmeye başlamaktadır.  Sosyalleşme sürecinde bu saldırganlıkla nasıl baş edileceği görevi ile karşılaşmaktayız.

 

Şimdi ortaya konulacak soru bizlerin tabiatımız icabı mı yoksa sosyal koşullar gereği mi  şiddet eğilimliyiz? XVII. Asır filozofu olan Hobbes, insan insanın kurdudur- “homo homini lupus”-diyerek bir insanın diğer bir insanla ilişkisinde bir kurt olduğu söyleminde bulundu. Eteloglar hayvanların doğal ortamlardaki davranışı üzerine yaptığı çalışmalarla bu kötümser görüşe destek oldular. Onlar’a göre (Lorenz 1966, Ardrey 1966, Storr 1968) saldırganlık açlık, seks ve korkuyla birlikte içgüdüsel bir dürtüdür1.  Yalnız, çoğu sosyal bilimciler, saldırganlığın esas itibariyle spontane veya içgüdüsel olduğu görüşüne katılmazlar; öte yandan bu görüşe destek olacak yeterli ölçüde kanıt da elde mevcut değildir. Saldırı daha ziyade sosyal ortamda oluşan hayal kırıklıklarına karşı duygusal bir yanıt veya özel bir duruma karşı beliren öğrenilmiş bir tepki ifadesi olarak görülmektedir.  Tabiat yalnızca şiddet için kapasite sağlarken, sosyal koşullar bu kapasitenin nasıl veya kullanılıp kullanılmamasını belirler.

 

Şiddet olgusunun en aza indirilmesi ortamını sağlayacak kültürel gelenekleri ve kurumları bünyesinde bulunduran bir toplum inşasını tasarlamak düşüncesi gerçekçilik ifadesi olacaktır. Yeni Gine’nin Arapesh ve Sikkim’in Lepchas kültürlerinde yemek, içmek, seks ve gülme gibi somut fiziki hazlara olan arzu saldırganlık arzusunun yerine geçmektedir.  Sosyal bilimcilerden bazıları, belli bir toplumdaki fiziki şiddet miktarının günlük yaşamda zevkin baskılanması ile doğrudan orantılı olduğunu ileri sürmektedirler.  Gülümseme hoşlanma sinyali verir ve genellikle diğerlerinin katılımını sağlarken; öfke, hoşlanılmayan bir durumla karşılaşıldığı ve bu durum devam ederse saldırganlığın ortaya çıkacağı sinyalini vermektedir.

 

Nitekim, İnsanın şiddete eğiliminde kültürün ne derece güçlü bir belirleyici olduğu ülkemizin çeşitli yörelerindeki adam öldürme oranlarının mukayesesin- de açıkça görülmektedir.  Bu farklılıkta göstermektedir ki, insanlık şiddete başvuruyu azaltma veya çoğaltma kültürel kapasitesine sahip bulunmaktadır.

 

Şiddetin nedenleri konusunda genel bir yaklaşım, yaşamın bazı maddi ve sosyal koşullarından kaynaklanan hayal kırıklıklarının grup protestosu ve kolektif şiddet için gerekli bir ön koşul olduğu varsayımı ile başlamaktadır. Popüler düşünceler ve kültürel değerler, gerçek şiddetin olup olmayacağını ve nasıl olacağını belirleyecektir.  Yalnız, ekstrem hayal kırıklığı olmasına karşın insanın üst-benindeki kısıtlayıcılar zayıf olmadıkça şiddet ortaya çıkmayacaktır. İlaveten, aşağıda yer alan belli grup dinamikleri ve diğer koşullar da gerekli görülmektedir:

 

  1. Kişinin içinde bulunduğu arkadaş ortamının söz konusu amaçlar için şiddete başvuruyu yerinde ve haklı görmesi;
  2. Şiddete başvuru ile kazanç veya avantaj elde etmeyi beklemesi;
  3. Şiddete başvurmaksızın elde edilme olasılığının düşünülmemesi;
  4. Yakalanma ve karşı şiddet riskinin çok az olması.

 

Bir ekolojik faktörün, aşırı kalabalık nüfusun, insanları saldırganlığa ittiği de görülmektedir.  Bunun en somut görüntüsüne de aşırı nüfus barındıran cezaevi ortamında tanık olunmaktadır.

 

Sosyal sorunların çözümünde ekseriya zayıflık belirtisi olarak değerlendirilen uzlaşmanın uzun süreli meyveleri göz önüne alındığında şiddet doğuran ihtilafları artıran değil azaltan bir yöntem olduğu belirlenmiştir. Öte yandan, uzun sureli sivil barış ve huzur tesisi bakımından geçici veya acil durumlar gereği başvuru legal şiddete başvuru en aza indirgenmelidir.

 

Hayal kırıklığı-saldırı ikilisine dayalı hipoteze göre, tüm saldırgan davranışların altında bir hayal kırıklığı doğuran bir durum yatmakta ve. kriminojenik bir faktör olması içinde abnormal reaktif bir insan olması gerekmektedir.  Öte yandan, araştırma (Wolfgang ve Ferracuti) bir şiddet alt-kültürü ve suçlu çocuklar arasında çeşitli alt kültürler belirlemeye olanak sağladı.

 

Öte yandan, bireylerin kişiliğini kanıtlama açlığı genelde sorunların kökeninde yatmaktadır. Bir de önce anneden, sonra babadan, öğretmenden, sonra askerde başçavuşundan, yahut kocandan bol dayak yemişsen, “ben de varım” diyebilmek için, ya sen de birilerini dövüp öldürmeye koşullanacaksın; ya arabayı herkesten hızlı sürmeye kalkacaksın. Ünlü çağdaş filozof Karl Popper’in şu uyarısı oldukça düşündürücüdür:

 

 Düzenli bir şekilde aşırılıklarla karşı karşıya kalan çocuklar buna kolayca uyum sağlarlar.  Bu uyumun sonucu ise, onların da birer tabanca alacakları bir gelecektir.”

 

 

Şiddet Olgusunun İstatistik Profili

 

Bugün için Türkiye’de, dengenin şiddet doğrultusunda ağır bastığına; düzensizlik ve nizam ile hiddet ve mantık ikilemlerinde birincilerin yoğunlaşma eğilimi gösterdiğine tanık olunmaktadır. Bu eğilimi sergilemek üzere Adalet İstatistiklerinden derlenen şiddet ağırlıklı suçlarla/şiddete yönelten suçlara ait verilere tabloda yer verilmiştir.

 

Ceza mahkemelerine açılan kamu davalarında

cebir/şiddet suçlarından yoğunluk gösterenler

(1987/1997/2000)

 

 

TCK Madde Grupları

1987

D

1997

D

2000

D

193-194

Konut dokunulmazlığı

  8474

100

  5886

  69

6103

72

254-265

Hükümete karşı şiddet

  3623

100

  3836

106

5019

139

266-273

Resmi sıfatlı kişilere

  6067

100

  4640

  76

4943

81

369-383

Yangın/su baskını…

  5217

100

  5113

  98

7406

142

403-409

Uyuşturucu suçları

  1782

100

  5555

312

5741

322

414-428

Cinsel suçlar

14758

100

15250

103

17074

116

429-434

Kız/kadın/erkek kaçır.

  8415

100

  9051

108

7776

92

448-452

Adam öldürme

  4810

100

  6980

145

6802

141

453-455

Taksirli  adam öldürme

13843

100

19942

144

19601

142

456-460

Müessir fiil

73839

100

97370

132

111666

151

491-494

Hırsızlık                                 

47660

100

90292

189

91795

193

495-502

Gasp

  2443

100

  3594

147

4412

181

513-515

Hakkı olmayan yere tecavüz

11121

100

  7606

  68

7132

64

516-521

Nası ızrar

  7601

100

  7455

  98

8260

109

Toplam

209.653

100

282.570

135

303230

145

 

 

Yukarıdaki tabloda şiddet suçları (% 41-81) ile şiddet doğuran uyuşturucu madde suçlarında (% 222) belirgin bir artışa tanık olunmaktadır.  Öte yandan, evrensel bir olgu olarak şiddet suçlarında gençliğin artan payı ülkemiz için de geçerliliğini korumakta; metropol kentlerde şiddet içerikli “kapkaççılık” olağanlaşmaktadır. Fakir çocuklar ile suçlu çocuklar arasındaki ilişki ötesinde toplumda “kazananlar-kaybedenler” kültürü geliştikçe, gençlerin şiddet eylemlerinde artış olacağı ileri sürülmektedir1. Nitekim, Farrington (1989), 411 İngiliz çocuğunu kapsayan kohort  araştırmasında, sekiz ve otuz iki yaşları arasında, bu kişilerden çok fakir ailelerden gelenlerin, iyi aile çocuklarına göre oldukça fazla sıklıkta şiddet suçları işlediklerini ortaya koymuştur.

 

 

Akıl Hastalıkları ve Şiddet

 

Şiddet eylemleri, yukarda değinildiği üzere, şiddetin egemen olduğu bir ortamda fışkırmakta; şiddet şiddeti davet ederken; silahlı saldırı, bombalama ve yangın çıkartma ile sokak gösterileri olağanlaşmakta; ve bunlar cezaevlerinde ayaklanma/isyan biçiminde yankılanarak; cezaevleri tahrip edilmektedir.  İşte bu oluşuma akıl hastalıklarının katkısının ne ölçüde olduğu irdelenmeye değer görülmüştür.

 

Hırsızlık, gasp ve adam öldürme gibi her suçun sebebi normal olabileceği gibi anormal/akıl dışı da olabilir. Kuşkusuz, normal veya anormal oluşu belirleyen suç değil, suçlunun kendisidir. Suç epidemisini anlamak için bu türden suç işleyen kişilerin psikolojisindeki anormalliklere değinmek gereklidir. Akıl almaz türde şiddet eylemlerinin ne derecede ciddi bir akıl hastalığı ürünü olduğu; ve bu konuda daha temele giderek nedensellik varsayımının ne derece geçerli olduğu sorusu gündeme gelmektedir. Araştırmaların ortaya koyduğu bulgu, ikisi arasında olabilecek ilişkinin düşünüldüğü kadar kuvvetli olmadığı merkezindedir. Nitekim, ciddi bir akıl hastalığı bulunan kişilerden yaklaşık % 90’ı şiddet eğilimi göstermeyebilmektedir. Ayrıca, endişe, aşağılık duygusu, depresyon ve akıl rahatsızlığı gibi kişisel sıkıntı değişkenleri suçlu davranış için zayıf göstergelerdir. Bu değişkenlerin klinik tretmanı da mükerrirliği azaltmamaktadır.

 

Bazı araştırmacılara göre ise; şizofreni tanısı ile şiddeti içeren mükerrirlik olgusu arasında ufak olmakla beraber önemli derece bir negatif korelasyon saptanmıştır. Bu nedenle, akıl rahatsızlığı olan suçlulardan çok azı şiddet eğilimlidir. Gerçekte, akıl hastalığı ile şiddet eylemleri arasındaki bağda oldukça girifttir.

 

Şizofreni örneğindeki pozitif semptomlar (halüsinasyon, hezeyan) şiddet veya suçlu eylemlerde bulunma eğilimini artırma ile ilişkilendirilebilirse de, negatif semptomlar (sosyal çekilme veya kişisel enerji/girişim eksikliği) bu eğilimlerin azalması ile ilişkilendirilebilir. Yalnız, bu doğrultudaki netlik, hezeyanlı (pozitif semptom) paranoyak hastanın, başkalarının kendisi hakkında konuştuklarını düşünmesi nedeniyle çevreden çekilmesi vakasında geçerliliğini yitirmektedir.  Ayrıca, akıl hastalıkları için yapılan sınıflandırma, suçlu/şiddet eylemlerini değerlendirme/tahmin etmek içinde tasarlanmış değildir.

 

Özetle, akıl hastalıkları ile şiddet/suçluluk arasındaki ilişki ekseri kişilerin düşündüğü kadar kuvvetli değildir.  Tipik bir akıl hastasının da yalnızca akıl hastalığı sonucu tehlikeli olacağı düşünülmemelidir. Hiç kuşkusuz, antisosyal düşünceler, davranış ve kişilik gibi kriminojenik değişkenler, akıl hastası suçlular içinde risk belirleyecek en iyi göstergedir.  Yalnız, akıl hastalıkları bakımından isterik kişilerin özel bir konumu olduğu göz ardı edilmemelidir. Freud ve Jozef Breuer, isterya’da bilinç dışı, bütünlüğünü kaybeden aklın, telkinin etkisinde kalması ve buna elverişli olmasına değinmişlerdir. İsterik kişi usta bir taklitçidir. İşte, etkilenmek suç epidemisinin temel öğesi olduğundan, isteri konusundaki bulgular suç epidemisi için önemli olmaktadır. Bu nedenle, çıkartılan yangınlar/patlayan bombalar, kopyacı suçlular için kötü örnek oluşturmakta; bu tür eylemlerdeki patlama ile isterik epidemiye tanık olunmaktadır. Çevrenin fazlaca nevrotik olması halinde beliren kolektif nevroz ve fanatizm de suç dalgasını kısmen açıklayabilmekte; sosyokültürel nedenlerle oluşan kural çiğneme isterisi de bu konuda etkili olabilmektedir.

 

Görsel medya, sanal gerçeklik teknolojisi ile yaratılan multi-medyatik ortamlar, roman ve hikayelerdeki şiddet gösterisi ile bireylerin etkilenme ve eyleme yönelmeleri arasındaki nedensellik ilişkinin kesinlikten yoksun olmasına karşın, fantezi alemi oldukça yüklü, şiddet ve saldırgan eğilimli olanların kopyacı suçlular örneğinde olduğu gibi tahrik edilmesi olasılığının da  oldukça yüksek olduğu unutulmamalıdır1.  Bu doğrultuda Güney Afrika ve Türkiye’den verilen şu örneklerin hiçte uç olgular olmadığı bilinmelidir.

 

“En sevdiği karakterlerden Batman, Süperman ve Robocop’u taklit etmeğe çalışan dört yaşındaki S. Gawryjoiek, kendisine alınan Süperman kıyafetini giydikten sonra, babasına ‘tutuklandın’ diye Bağırdı ve onu öldürdü (1992). ”

 

Rambo filmlerinin meraklısı olan orta son sınıf

öğrencisi M.Y dolabın üzerine duran silahı alarak

 ‘Hey işte Rambo geldi’ diyerek annesine doğrulttu

ve onu vurdu (1995).”

 

Bu cinayetler, öte yandan, silahlarda kilit sistemini gündeme getirmektedir. Eğer bu silahlarda yalnızca sahibi tarafından açılabilen bir emniyet sistemi (kilitleme sistemi) olsaydı, çocuklar bu silahları buldukları zaman ateşleyemezlerdi.  Nitekim, ABD’ de  kilit sistemi ile ilgili yasayı kabul eden eyaletlerde çocukların karıştığı silahlı kaza olaylarının oranı % 26’ ya inmiştir.

 

 

Şiddetin Bireysel/Toplumsal Boyutu

 

Bireysel ve toplumsal boyuttaki şiddet eylemlerine aşağıda şemada yer verilmiştir.

 

 

                   Kendisine              Bireysel                    Diğerlerine

 


                   İntihar                                              Müessir fiil, adam öldürme,

                                                                       rehin alma, uçak kaçırma,

                                                                       silahlı soygun, nası ızrar

                                                                       ve yangın çıkartma

 

                      Çekilme               Toplumsal                            İsyan

 

                    Alkol, uyuşturucu                                             Açlık grevi,

                   madde kullanımı                                               ihtilalci girişimler,

                                                                                            cebir ve şiddeti içeren

                                                                                             protesto ve yağmalama

 

 

Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda; kişilerin ve grubun saldırgan eylemlere yönelişinin aşamaları şu şekilde sıralanabilir

 

·        Çözümlenmemiş ve uzun süre devem eden çatışma durumu;

·        Farklı iki grubun belirmesi1;

·        Kutuplaşma-cepheleşme;

·        İnsanlık dışı tutum ve davranışlar;

·        Kriz yaratan bir olgu;

·        Saldırgan ve yıkıcı eylemlerin belirmesi2.

 

 

Etiolojisi

 

Bu konumda, şiddete yönelten etmenler; namusu/şerefi koruma, ateşli silah taşıyanlardaki artış, para harcama hastalığına tutulan kişilerdeki doyumsuz kalan istekler; televizyonda şiddet gösterileri (şiddet kanalları), şiddete yönelenlerin karşı bir şiddetle karşılaşma korkusu taşımamaları; futbol fanatizmi, çeteler/organize suçluluk, uyuşturucu madde tutkunluğu ile haksızlıklara/eşitsizliklere karşı toleransın azalması olarak görülmektedir. Aynı paralelde şiddetle eşitsizlik arasındaki ilişki de yavaş yavaş gün ışığına çıkmağa başlamakta ve bu ilişki bireysel boyutta olabileceği gibi yaygın bir nitelikte gösterebilmektedir. Bu bağlamda, şiddet belli bir aşamadan sonra aşağılanmayı yenecek/nötrleştirecek bir duygu olarak kendisini gösterebil-mekte; haklı veya haksız nitelikteki şiddet eylemleri eşitsizliği giderici bir olgu olarak algılanmaktadır. Bu oluşumların altında yatan temel etmen, kötü bir kentleşme olgusudur. Bu kentlerdeki belirgin özellikler ise (en son Mart 2002 tarihinde Esenler olgusunda görüldüğü üzere) sırasıyla şunlardır:

 

·        Üst üste yığılmış gecekonduların egemen olduğu kalabalık bir topluluk,

·        Ailede şiddet uygulaması1,

·        Toplum dışı bırakılmışlık,

·        Birbirine yabancılaşan topluluklar.

 

Bu bağlamda aşırı kalabalık nüfus ve şiddet arasındaki ilişki de göz ardı edilmemelidir. Barınma yoğunluğunun belirli bir düzeyi aştığı durumlarda saldırgan davranışların ve suç işleme eğilimlerinin arttığı görülmektedir.  Aynı bulgu, “adam öldürme sanatını teşvik etmek istiyorsanız, iki kişiyi bir ay süreyle dar bir odada kapalı bırakmak yeterde artar bile” (O’Henry) görüşünün mal edildiği cezaevi ortamı için de geçerliliğini korumaktadır.

 

Araştırmalar, saldırgan davranışın kökeninde yatar gözüken bir şiddet alt–kültürü ile suçlu çocuklara özgü çeşitli alt kültürlerin belirlenmesi (Wolfgang, Ferracuti) imkânını verdi.  Ülkemizin çeşitli yörelerinde bu alt kültürü belirleyen şu tümceler şiddetin ne derece normatif bir davranış olduğunu vurgulamaktadır:

 

-Kan davası2;

-Kanı yerde kalmaz;

-Bunu kan temizler;

-Kaleminden kan damlıyor;

-Kanının son damlasına kadar.

 

 

Şiddet Eylemlerinin Sonuçları

 

Şiddet eylemleri şiddetin yoğun olarak yaşanıldığı ortamlarda fışkırmakta; alkolizm, uyuşturucu madde alışkanlığı, mala karşı suçlarda yaygınlık(epidemiolojisi)3, akıl hastalıkları, silah taşıyanlar sayısındaki kabarıklık, kolluktaki işkence ve suç örgütlerinin varlığı gibi parametreler şiddet boyutuna katkıda bulunmaktadır. Öte yandan, toplumdaki silahlı saldırılar, bombalamalar, yangın çıkartma eylemleri ve sokak gösterileri cezaevlerinde yankılanmakta; ayaklanma/isyan epidemisi ile cezaevleri tahrip edilmekte; üniversite kampuslerindeki taşkınlıklar ise hem genel huzursuzluğu yansıtmakta ve hem de ona katkıda bulunmaktadır.  Bu gibi durumlarda sorunların kolaylıkla politize edilmesine tanık olunmaktadır.

 

İşte yoğunlaşma eğilimi gösteren şiddet-terör olgusu ile suçluluk Dünyada yeni bir görünüm kazanmaktadır1. Şiddet eylemlerinin sonuçlarını şu üç grupta toplamak mümkündür:

 

·        Eylemin kimden kaynaklanacağı belli olmadığı için anonim bir görünüm aldığı ve bu tür eylemlerin hemen herkesi tehdit ettiği;

·        Faillerin çok tehlikeli bir kişilik tablosu sergiledikleri;

·        Eylemlerin hayret verici bir biçimde yenilendiği.

 

Şiddet eylemlerine özellikle nüfus yoğunluklu metropol kentlerde tanık olunmakta;  kentin büyüklüğü oranında bu eylemlerde artış görülmekte; ve ş