www.kriminoloji.com

 

 

SUÇUN NEDENLERİ – SUÇ ETOLOJİSİ

 

                 

                                                        

Prof.Dr. Timur DEMİRBAŞ[1]

© www.kriminoloji.com 2002

 

 

       I.  BİYOLOJİK TEORİLER (SUÇUN FİZİKİ-ANTROPOLOJİK-BİYOLOJİK YANI)

 

A)   Fiziki Coğrafya:

    Burada kartografik (coğrafi) görüşten bahsetmek gerekir; bu görüş, suçu sosyal koşulların gerekli ifadesi olarak görmekle beraber, coğrafi faktörlerin suçlu davranış üzerinde etkileri kabul etmektedir. Bu faktörler, iklim (sıcaklık,nem,barometrik basınç), topograf, doğal kaynaklar ve yerleşimdir. Kartografik görüş, bazen ekolojik görüş olarak da belirtilir. Sistematik olarak ilk ekolojik çalışmalar Fransa’da Guerry ve Belçika’da Quetelet tarafından yapılmıştır[2].

    Nüfusun yer dağılımının sosyal görüşlerinin tersine fiziki coğrafya veya biyolojinin  sosyal olmayan fiziki görünüşleri bu yüzyılın başında çeşitli yayınlara rağmen çağdaş kriminolojide ihmal edilmiştir. Belki eski yazarlar bunun anlamını, suçlu davranışın nedeni olarak abartma eğiliminde olmuşlardır. Bonger, Herodot’un tarihsel gelişimi, Montesquieu ve Quetelet üzerine, Roesner’e kadar kısa tasvirler yapmıştır. Fiziki çevrenin kriminolojik önemi, esaslı olarak ülkenin iklimi bakımından, hava ve mevsimler üzerine araştırılmıştır. Quetelet, Guerry de Champneuf, Lombroso, Feri, Aschaffenburg ve diğerleri, Fransa, İtalya ve Almanya’da mala karşı suçların soğuk yerlerde ve kışın artmasına karşın, sıcak yerlerde ve sıcak aylarda kişilere karşı suçların daha sık olduğu istatistiki olarak ortaya koymaya çalışmışlardır. Lombroso bu konuyu yeterince önemli kabul ettiğinden, “Suçun Nedenleri ve Mücadelesi” isimli eserinin ilk kısmını buna adamıştır[3].

    Wolfgang, 1948-1952 yılları için Filedelfiya’da cinayet üzerine yaptığı araştırmada, soğuk ve sıcak aylar arasında önemli bir fark keşfetmedi. Bu, suçlu davranışlar üzerinde iklim koşullarının kesin etkisiz olduğu sonucunu doğurmaz. Eski yazarların çalışmalarına esas olan şartlar, açıkça cinsi veya diğer tarzda insani duygusal heyecanların ve maddi ihtiyaçların suçlu hareketler şeklinde, mevcut istatistiklerde ne açıkça ispat edilebilir, nede çürütülebilir olduğunu söyleyebiliriz. İklim etkileri sadece oluşum etkileri vasıtasıyla örtülemeyebilir, bilakis kültürel etkiler çok sayıda ve kuvvetli olabilir. İklim ve coğrafi durum, fizyolojik fonksiyonları ve kültürel verimleri tahrik edebilir, aksi takdirde kültür her yerde değişmez ve aynı olurdu[4].

 

B)   Suçu Beden Yapılarındaki Farklılıklara Dayandıran Teoriler:

    Tarihsel olarak  fiziki özellikler ve şekil bozukluklarının kişinin şeytani niteliklerini gösterdiğini iddia etmiştir. Nitekim Ortaçağda kanunlar, suç zanlıları arasında en çirkin olanın suçlu olma ihtimalinin fazla olduğunu belirlemekteydiler. İlk olarak Giambattista della Porta (1535-1615), insan fizyonomi okulunu kurarak, insan davranışları ile yüz özellikleri arasındaki ilişkileri incelemiştir. Ona göre, hırsız, geniş dudaklı ve sert bakışlıdır. Porta’nın görüşleri aşağı yukarı 200 yıl sonra, İsveçli Johann Kapsar Lavater (1741-1801) tarafından tekrar ele alınmıştır. Tüm bu görüşler Fransız Joseph Gall (1758-1828), Johann Kapsar Spurzheim (1776-1832) ve Charles Caldwell (1772-1853) tarafından ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Onlara göre, beyin dokusu ve hücreleri ile beyindeki girinti ve çıkıntılar, insan davranışını düzenler[5].

    Beden yapısı ile kişilik özellikleri arasındaki ilişkiler konusundaki düşünceleri ilk sistemleştiren Dr. Gall’dir. Prenolojinin (kafatası bilimi) kurucularından Dr. Gall, kişilik ile ilgili çeşitli özellik ve fonksiyonların beyinde belirli merkezleri olduğu şeklinde bir varsayımı kabul etmiş ve bütün beyinin topografyasını çıkarmıştır. Beyindeki bu merkezlerin iyi gelişmiş olması, bu özellik ve fonksiyonların kuvvetli olması şeklinde anlaşılmıştır. Beynin bu merkezlerinin kafatasına da etki yapıp, orada da bir takım çıkıntı veya girintilere yol açacağı tabii sayılmıştır. Kafatasındaki çıkıntı, düzlük ve girintilerin incelenmesi ile kişilik özellikleri hakkında fikir sahibi olunacağı belirtilmiştir. Buna göre kafatasının arka kısmında belirli bir çıkıntı olanların maddi zevklere düşkün; alınlarının yukarı kısmı çıkıntılı olanların ise, mal ve mülkiyet arzularının kuvvetli olduğu ileri sürülmüştür[6]. Avusturyalı bir anatomi uzmanı olan Dr. Gall, yaşamının yirmi yılını akıl hastaları ve mahkumlar arasında dolaşıp, anların kafa şekillerini çizerek geçirmiştir. Dr. Gall’e göre; a) beyin düşüncenin merkezidir. b) beynin farklı bölgeleri, değişik davranışları yönlendirir. c) beynin daha önemli kısımları nispi olarak daha küçüktür. d) kafatası beyin korteksini kaplar ve orantısız öneme göre, kafatasında eş anlamlı çıkıntılar olur[7].

    Bir suçluluk teorisinin formüle edilmesinin en eski teşebbüsüne biyolojik açıklama modelleri dahildir. Burada, kesin anlamda formüle edilmiş teoriyle değil, bilakis suçluluğu, suçludaki biyolojik gerçeklere geri götürme teşebbüsü ile ilgilidir. Deneme zamanın akışıyla değişmiş, belirli bakışların vurgulamaları zayıflamıştır. Lombroso’nun öğretisinin çıkış noktası genetik şarta bağlı suçluluk, yani doğuştan suçluluk idi. Her şeyden önce Lyon okulu olmak üzere yöneltilen yoğun eleştiri üzerine, Lombroso’nun kendisi bile doğuştan suçluluk teorisini yumuşatmış ve keşfedilen suçluların yarısının doğuştan suçlu olmadığını itiraf egtmiştir; buna rağmen, suçluluğun biyolojik açıklanması teorisini temsil etmeye devam etmiştir.  Şüphesiz bu görüş geleneksiz değildi. Lombroso’dan öncede, suçluluk ile bedensel durum arasında bağıntı kurulmakla birlikte, Lombroso ilk defa biyolojik şartı açıkça ortaya koyan kişidir. Tabii olarak suçluluk, bu şekilde kalıtımsal olarak geçmez, kişiyle birlikte doğmayabilen bir davranıştır ve davranışın kendisi değil, bir davranışa eğilim kalıtımsal olarak geçebilir. Bu yüzden kim bir biyolojik şartlı suçtan söz ederse, ilgili insanın biyolojik durum vasıtasıyla suça şekillenen bir davranış içerisinde olduğu düşünülebilir. Zamanın akışı içerisinde, suçun biyolojik olarak açıklanması içerik olarak farklı düşünülmüştür. Lombroso’ya göre, doğuştan suçlu, genetik olarak belirlenmiş, suçlu hareketler icra eden insanlardır. Şüphesiz biyolojik şartın bu daraltılmış kavramı nisbileştirilir ve tek tek biyolojik özelliklerle sınırlandırılır. Charles Darwin’in (1809-1882) etkisi altında kalmış olan Lombroso’ya göre suçlu, normal insanlara göre, en aşağı gelişim aşamasında duran atavistik (soya çeken) bir insandır[8]. Suçluların ölçümü, onların normal insanlara göre, büyük vücut uzunlukları, büyük kol uzunlukları, geniş göğüs kafesi ve fazla kiloya sahip olduklarını göstermiştir. Suçlunun duygusuzluğu ilkel insanları hatırlatır. Bu duygusuzluk, deneysel olarak ispat edilmiştir; vücudun sağ yarısı, sol yarısına göre daha az duyarlıdır. Suçlularda idrak tam görülmez. Lombroso, tek tek suçlulara gider; hemen hemen hırsız ve katillerin biyolojik işaretleri olduğunu iddia eder. Hırsızlar çok hareketli yüz yapısı ve ellere sahiptirler, gözleri küçüktür, huzursuz, sıklıkla gözleri oynar (şaşı), kaşlar çatık ve birbirine yakındır. Ahlâksızlar hemen hemen daima parlayan bir göze, ince yüze ve iri dudaklara sahiptirler. Genellikle ahlâksızlar ince yapılıdadırlar, ara sıra kamburdurlar, onlardan bir çoğunun parlayan gözleri kısık sesleri vardır. Lombroso, katilleri, sabit, soğuk ve dik bakan, bazen kanlı gözlü, ince dudaklı ve köpek dişleri büyük şeklinde belirtmiştir[9].

    Lombroso daha sonra Ferri ve Garofalo’nun etkisi altında sosyolojik ve psikolojik illi faktörlerin birlikte etkisini suçun oluşumunda tanınmasına rağmen, o antropolojik-biyolojik teorisine bağlı kalmaya da devam etmiştir. Lombroso istemeyerek, suçluların sadece %35-40’ının suçlu grubuna girdiğini söylemiştir[10].

    Lombroso, Pozitif Okulun kuruluşuna neden olmuştur. Gerçekten de Lombroso ile birlikte üç kişi ve üç eser Pozitif Kriminolojik Okulu kurdu: Doktor Sesare Lombroso (1836-1909) “Suçlu İnsan” (1876); hukukçu, politikacı ve sosyolog Enrico Ferri (1856-1929) “Suç Sosyolojisi” ve hukukcu Raffaele Garofalo (1851-1934) “Kriminoloji” isimli kitap ile Pozitif Okulun organı onlar tarafından 1880’de kuruldu[11].

    Berlinli cezaevi doktoru Baer, Lombroso’nun sonuçlarını kendi özel malzemeleri ile kontrol etti (1893) ve onları çoğu noktada çürüttü. Baer, doğuştan suçlu olabileceği, fakat anotomik-morfolojik işaretlerinin tanınamayacağını düşüncesindeydi[12]. İngiliz Goring (1870-1919), cezaevi doktoru idi, istatistik ve biyometri tekniğine ustaca hakimdi. Gayretini ve enerjisini Lombroso ve onu izleyenlerin teorilerini kontrole ve çürütmeye adadı. İngiliz cezaevlerindeki hükümlüler ve öğrenci, asker ve maden işçilerinden oluşan kontrol grubundaki 3000 kişiyi ölçüp kontrol etti ve 1913’de yayınladığı araştırmalarında, kafatası ölçülerine dayanarak, bir kişinin bir üniversite profesörü veya ağır bir suçlunun malzemesine sahip olup olmayacağına değil; fakat bir İngiliz veya İskoç üniversitesinde okuyan bir öğrenci olup olamayacağına karar vermenin belki mümkün olduğunu alayla belirterek, Lombroso’nun tezini çürüttü[13].

    Hooton (1939), 14.000 hükümlüyü inceledi ve şu morfolojik özelliklerin ortaya çıktığını tespit etti: Uzun boyun, ince dudaklar, düşük omuzlar, kırmızı saçlar, küçük gözler, iri çene. Uzun boylular çalmaya ve öldürmeye, geniş yapılılar dolandırıcılığa ve öldürmeye eğilimli idiler; kısa boylular hırsız ve şişmanlar cinsel suçlu idiler[14]. Hooton’un suçlu grubundaki morfolojik işaretler toplandığında, sadece %4 göze çarpmayan, %15,8 ayırt edilemeyen ve şaşırtıcı sayı %49,5 gelişmiş belirtiler şeklinde ortaya çıkmıştır; sonuncular suçlu olmayan nüfusa göre genellikle suçlularda ortaya çıkmıştı. Hooton’un sonuçları, biyolojik ölçülerle ölçülen suçlu grubunun, suçlu olmayan gruba göre, biyolojik olarak gelişmiş olduğunu gösteriyordu[15].

 

C)   Genetik Teoriler:

1)         Aileler Üzerinde Yapılan Araştırmalar

    Dugdale’ın geneolojik aile araştırması (1877) kriminolojide, bu yönlü araştırmaya sebebiyet vermiştir. Dugdale, 1730’da  doğan, Juke’lerin  ata babası Max’ı buldu. Arkadan gelen 709 kişi araştırıldı ve bunlar çalışan, fakir ve suçlu insanlar olarak gruplara ayrıldı. Bu ailenin arasında 77 suçlu, 202 fahişe ve genelev sahibi, 142 serseri ve çok sayıda fakir yurdundan yararlanan, hırsız ve katiller vardı. Juke’ler kural olarak onlara benzeyen aynı seviyedeki insanlarla evlendiler ve diğer bir toplumsal sınıf içine çıkmayı denemediler[16].

    Diğer bir sorunlu serseri ailesi Viktoria’nın, 76 üyesinden, sadece 8’i ispat edilebilir sapma göstermişti. Zero, Kallikak aileleri ile ilgili aynı araştırmalarda, benzer sonuçlar ortaya koydular[17].

    Kallikak ailesinden gelen 480 kişiden 474’ü cezaevine girmiş ve bunlardan 37’si ölüm cezasına mahkûm edilmişti[18].

2)         İkizler Üzerinde Yapılan Araştırmalar

    Biyolojik düşüncenin kabulü Lombroso’dan sonra çok az tabiî şekil aldı. Her şeyden önce 20’nci yüzyılın 20’li 40’lı yıllarına kadar Almanya’da, suçun biyolojik şartını ispat etmek için çok sayıda araştırma yapıldı. Somut bilgilerin eksikliği (kromozom anomalileri üzerinde), burada genellikle kuşku ile karşılandı. Suçlu veya asosyal aileleri üzerine soy araştırmasına, büyük suç yükü olan grupların araştırılması vasıtasıyla girişilmesi; kısmen suçluluk içerisinde bulunan sosyal göze çarpmaların biyolojik kalıtımlı olduğunu gösterdi (Kranz 1940, Kranz-Koller 1940, Rechenbach 1940 çalışmaları). Geniş ölçüde görülebilen metodik özensizlik ve onun yanında soysal faktörlerin dikkate alınmaması nedeniyle bu gün bu çalışmalar az inandırıcıdır. Bilimsel olarak önemli olan ikizlerin suçluluğu üzerine yapılan araştırmalar olmuştur; onlarla suçluluğun genetik şartı olduğu ispat edilebilirdi. Bu çalışmalardan tarihsel olanı Almanya’da her şeyden önce Johannes Lange’nin “Kader Olarak Suç” (1929), Frederich Stumpfl’ın “Kalıtım İstidadı ve Suç” (1935) ve Heinrich Kranz’ın “Suçlu İkizlerin Yaşam Kaderi” önemli çalışmalar olarak gösterilir. İkizler araştırması ve suçun genetik sınırlanması üzerindeki yargı, tek ve çift yumurta ikizleri üzerindeki araştırmalardan hareket eder. Çift yumurta ikizleri, farklı cinsiyette olabilen sadece normal kardeşler iken, tek yumurta ikizleri aynı gen yapısını ortaya koyarlar[19].

    Johannes Lange (1929), hapishanede bulunan suçluların ikizler olup olmadığını araştırdı ve ikiz kardeşlere sahip olanlar üzerinde çalıştı. Lange, 13’ü tek yumurta ikizi, 17’si çift yumurta ikizi olan 30 çift erkek ikiz buldu. Lange, onların suçluluğunu araştırdı; tek yumurta ikizlerinde 10 çift daha önce cezaevinde bulunmuştu (bu %77’ye tekabül eder); buna karşılık 17 çift yumurta ikizinin, her birinden sadece birisi cezaevinde bulunmasına karşılık, ikisinin de cezaevinde bulunduğu sadece iki olaydaydı; çifte yumurta ikiz çiftlerde bu %12’ye tekabül ediyordu. Bundan Lange, suçluluk için kalıtım özelliklerinin büyük öneme sahip olmak zorunda olduğu sonucunu çıkardı[20]. Şüphesiz Lange’nin araştırmasına önemli metodik itirazlar ileri sürüldü. Kranz ise, yaptığı araştırmalar sonunda, suçluluk oranında uyuşmanın çift yumurta ikizlerinde yarı oranında bulunmasına karşılık, tek yumurta ikizlerinin aşağı yukarı 2/3 ile 3/4 arasında olduğu sonucuna varmıştı[21].

    Walters (1992), konu analizlerinde, 18 ikiz çalışmasının (Danimarka, Almanya, Finlandiya, İngiltere, Japonya, Hollanda, Norveç, ABD) sonuçlarının bir listelemesinde, tek yumurta ikizlerinin suçluluğu bakımından %7,1 ile %100 arasında bir uyuşmanın göründüğü ve çift yumurta ikizlerinde bunun %0 ile %77,8 arasında olduğunu ortaya koydu. Bu farklı sonuçlar, büyük kısmı hemen hemen çok sınırlı olan araştırma malzemesi (18 araştırmanın tamamı, sadece 494 tek yumurta ve 525 çift yumurta ikizini kapsamıştı) ile metodun adil olmamasına ve tesadüfen alınmış örnek gruba dayandırılmaktadır. Bu araştırmalarda, suçluluk yükü tek yumurta ikizlerinde, biyolojik basit kardeş olan çift yumurta ikizlerine göre daha benzerdir. Bundan, suçluluğun biyolojik olarak belirlendiği sonucu ortaya çıkar. Suçun oluşumunda ilk bakışta biyolojik yapıya verilmiş gösteren sonuçlara rağmen, bir yanıltma faktörünün tamamen dikkat dışı bırakıldığı gözden kaçırılmamalıdır; sosyal çevre. Bu yüzden suçluluk yüküne ilişkin bütün açıklamalar, metodik olarak güvensiz zemine kayıyor ve bu yüzden genelleştirilemezler[22].

 

 

 

Tek Yumurta İkizleri

Çift Yumurta İkizleri

Araştırma

Yıl

Ülke

Çiftlerin Sayısı

Uygunluk Oranı %

Çiftlerin Sayısı

Uygunluk Oranı %

Lange

1929

Almanya

13

77

17

12

Legras

1932

Fransa

4

100

5

0

Rosanoff

1934

ABD

37

68

60

10

Kranz

1936

Almanya

31

65

43

53

Stumpfl

1936

Almanya

18

61

19

37

Rosanoff

1941

ABD

45

78

27

18

Yoshimasu

1961

Japonya

28

61

18

11

Dalgaard

1976

Hollanda

31

26

54

15

Ortalama Uygunluk

62

 

19

İkizlerin suçluluk davranışlarındaki uygunluk derecesini gösteren tablo[23].

 

    Bu güne kadar birisi suçlu olan aşağı yukarı 750 ikiz çift araştırıldı, genel toplamda, tek yumurta ikizlerinde suçluluk üzerine uyum sayıları çift yumurta ikizlerine göre hemen hemen dört misli yüksektir (%55’e %13). Diğer bir ifadeyle, eğer bir tek yumurta ikizi suçlu ise diğerinin de suçlu olması ihtimali çift yumurta ikizine göre dört misli daha yüksektir[24]. Tek ve çift yumurta ikizleri arasında benzer göze çarpan farklar ayrıca homoseksüellik ve alkollülük bakımından da tespit edilmiştir. Bu görüntülerde çevre etkilerinin de derece etkili olduğu belli değildir[25].

 

 

Uyum İlişkisi

 

İkiz Çift Sayısı

Tek Yumurta

Çift Yumurta

Tek Yumurta %

Çift Yumurta %

Yetişkin Suçları

766

231

535

55

13

Genç Suçluluğu

67

42

25

85

75

Çocuk Dav.Boz.

107

47

60

87

43

Homoseksüellik

63

37

26

100

12

Alkoliklik

82

26

56

65

30

Tek ve çift yumurta ikizlerinin çeşitli şekillerdeki sapıcı sosyal davranışlarının uyumunu gösteren tablo

 

    Rosanoff’un araştırmalarında, genç suçlular ve problemli çocuklarda özel sonuçlar ilgilendirildi[26]:

 

 

Tek Yumurta

Çift Yumurta

Uyuşma

Uyuşmama

Uyuşma

Uyuşmama

Gençlik Suçları

39

3

20

5

Problem Çocuklar

41

6

26

34

 

 

3)         Evlat Edinme Çalışmaları

    İkizler üzerinde yapılan araştırmalar, suçluluğun kalıtıma bağlı olduğu görüşü yararına değil, bilakis evlatlık araştırma sonuçlarına götürdü. Küçüklerinde ayrılmış ve yalnız büyümüş ikizlerin davranışı sorusu üzerine araştırmalar, yapı ve çevre ilişkisini bağlantılı yapmamak için yeni araştırmalarda, evlat edinme araştırması kullanılmaktadır; bunlarla davranışlar üzerindeki genetik etkiler ispat edilecektir. Bura da, tamamı ile birbirinden ayrılarak büyümüş kardeşler takip edilmekte ve onların yapısının açıklanamayan farkları, sosyal olarak açıklanmaya çalışılmaktadır[27].

    Mednick/Gabriell/Hutchings (1977), 1924-1947 tarihlerinde Danimarka’da 14.000 evlatlık üzerinde bir araştırmayı rapor ettiler. Bu çalışma, evlatlığın biyolojik ebeveynin kayıtlı suçluluğu, büyük bir risiko ile evlatlık çocukların kayıtlı suçluluğu ile de bir gittiği hipotezinden hareket etmişti. Bu araştırmalar, evlatlıkların mahkumiyet oranı ile biyolojik ebeveynin mahkumiyet oranlarının, evlat edinen ebeveyne göre daha yüksek olduğunu gösterdi. Bununla birlikte, eğer mahkum edilmiş bir biyolojik bir babası varsa, bir evlatlık için, suçlu olma ihtimalinin yüksek olacağı iddia edilmişlerdir. Ne biyolojik baba, nede evlat edinen baba suçlu değilse, suçlu çocukların oranı %10,4 bulunmuştur. Bu oran biyolojik babanın suçlu olmayıp da, evlat edinen babanın suçlu olmasında %11,5’e yükselmiştir. Buna karşılık, evlat edinen baba suçsuz ve biyolojik baba suçlu ise, oğulların yük oranı %22 olmuştur. Bu oran işaret edilen en yüksek değere %36,2 ile hem evlat edinen, hem de biyolojik babanın suçlu olmasında erişmiştir. Mednick/Gabriell/Hutchings, önceleri bu durumu genetik sınırlama olarak değerlendirirlerken, sonraları evlat edinenlerin suç çevresi içerisinde olduklarını bilmediklerini belirtmişlerdir[28].

 

Babaların suçluluğu

Toplam

Onlardan evlatlık oğullar

Suçlu %

Her iki babada suçlu değil

333

35

10,5

Sadece evlatlık baba suçlu

52

6

11,5

Sadece biyolojik baba suçlu

219

46

21

Her iki babada suçlu

58

21

36,2

Evlatlık oğulların suçluluğu, babaların dosyaya göre suçluluğundan ayırt edilmesi[29]:

 

 

4)         Beden Tipleri

    Lombroso’nun düşünce yapısı, her şeyden önce modern yapısal araştırmalar vasıtasıyla yeniden canlandırıldı. Bu görüşün temsilcisi Almanya’da Kretschmer ve ABD’de W.H.Sheldon idi.

    Ernst Kretschmer (1888-1964), “Beden Yapısı ve Karakter” isimli çalışmasında, Lombroso’nın düşünceleri ile bağlantı kurmuştur. Kretschmer, davranış ve beden yapısı üzerine, leptosom (astenik), atletik, piknik ve dysplastik olmak üzere dört tip belirlenmiş ve her tipin, belirli karakter özelliklerinden bahsetmiştir. Şüphesiz, Kretschmer’e göre, suçluluğun oluşumunun azalmasının sadece beden tiplerine bağlanması caiz değildir; belirleyici olan failin sâiki ve yaradılışıdır[30].

    Kretschmer’in suç biyolojisi sistemindeki önemli noktalar şunlardı: Suçluların tamamında, genel nüfustaki gibi aynı yapısal tiplerin dağılımı mevcuttur; hemen hemen %20 piknik, %40-50 leptosom ve atletik, %5-10 dyplastik ve %30’dan az karışık tipler bulunmaktadır; piknikler suçlular arasında genel nüfusta en az temsil edilenlerdir[31].

    Kretschmer’in çalışmasının ilk baskısının (1921) tüm malzemesi, 1/3’ü mani-depressif ve 2/3’ü şizofren olmak üzere 400 vakaya dayanıyordu. Günümüzde uluslararası araştırma malzemeleri mevcut olup, sadece psikozlarla ilgili olanları 8 000’in üzerinde vakayı kapsamaktadır. Ortaya konan metodda öncelikle piknik, leptosom(astenik) ve atletik olarak isimlendirilen bedenin üç tipi ortaya çıkar; bunlar kadınlarda ve erkeklerde bulunurlar. Üç tip, şizofren ve mani-depressif şekil alanına özel ve dikkati çekici tarzda dağılır. Bu tipler, her yerde sağlıklı insanlarda da bulunurlar ve onlarda hastalıklı yapı içermezler, bilakis belirli normal-biyolojik yapı ortaya koyarlar. Bunlar yanında, dyplastik tipler olarak bir araya getirilen özel küçük gruplar bulunur[32].

    Piknik tipler, orta yaşlarda kafa, göğüs ve göbeğin kuvvetli enine gelişimi ve gövdenin yağlanma eğilimiyle kendini gösterirler; bunlar orta boylu, yuvarlak vücutlu, yağlı, el ve ayakları küçük, vücut kılları az olan kişilerdir. Ortalama piknik erkeklerde, uzunluk 167,8 cm’dir Açık yağlı yapı ortaya çıkar, ağırlıkları 68.0 kiloyu aşar; belirli yaşam dönemlerinde tek tük 100 kg üzereinde ağırlıklar ortaya çıkar; incelenenler içerisinde, 1.71 cm uzunluğunda ve 107 kg ağırlığında birisi vardı. Bununla birlikte, yaşlı kişilerde, kuvvetli karışıklığın sonucu olarak önemli aşağı ağrılıklarda vardır (bir olayda, 163:49). Orta yaşlardaki piknik dış görüntüsünde, mani-depressif vakaların sıklıkla görünmesi önemlidir[33].

    Leptosom (astenik-ince) tipler, ince yüz, sivri burun ve ince uzun şekille belirlenirler. Vücut ağırlığı, vücut uzunluğu karşısında geri kalmış olup; ortalama ölçü, 50,5 kg-168,4 cm’dir. Leptosom tipin yüzü, daha 19’uncu  yaşta karakteristik şeklini kazanır ve ileri yaşlarda zayıflamayla daha da keskinleşebilir. Bu tiplerde omuz ve gövde dar, göğüs basık, kol ve bacaklar uzun, el ve ayaklar ince uzun kemiklidirler. Asteniklerin bir kısmındaki biyolojik stigma, vaktinden önce yaşlanmadır[34].

    Atletik tiplerin erkekleri, iskelet ve adale yapısının ve cildin kuvvetli gelişimi vasıtasıyla tanınırlar; omuzları geniş, beli ince ve kaslı olup, vücut uzunluğu ortalamanın üzerindedir; 1.80 cm üzerindeki uzunluk nadir değildir; çalışmalardaki en uzun örnek 1.86 cm boyunda idi. Kadınların atletik tipleri de, şüphesiz belirli karakteristik sapmalarla erkeklere uyar. her şeyden önce yağlanma gelişimi sıklıkla engellenemez[35].

    Bu beden tiplerinin genel karakter özelliklerine gelince: Piknik tip, dışa dönük, şen, rahat ve candandır, komplike bir tabiata sahip değildir, uyum yeteneğine sahiptir. Leptosom tip, toplum dışıdır, çekingen yaşar ve derinde yapılanan sığ bir sudur. Atletik tip, ağır, canlı veya saldırgandır. Üç ana yapı ve onların mizaçları ideal tiplerdir. Gerçekte biz karışık ve kesişmelerde buluşuyoruz. Yapı tipleri ve suçlu davranış arasındaki ilişkiler kriminolojinin ilgisini çabuk harekete geçirdi[36]. Gerçekten de piknik tipin mani-depressif denilen hastalığı geliştirdiği; astenik ve atletik tipin şizofreni hastalığına tutulduğu ileri sürülmüştür. Mani-depressif psikozda, hasta, taşkın bir iyimserlik, neşe ve girişkenlik halinde bulunur; yada derin bir üzüntü ve kötümserlik içine düşer; suçluluk ve günahkarlık duyguları ile acı çeker. Bu iki hastalıklı ruh hali içinde gidip gelen çeşitleri vardır. Şizofrenide ise, hasta duygu kütlüğü ve gerçeklere karşı ilgisizlik gelişir; hayalindeki bir dünyada yaşar ve çeşitli saldırganlıklar gösterir[37].

 

Beden Tipleri

Mani-depressif

Şizofren

Leptosom

4

81

Atletik

3

31

Leptosom-atletik

2

11

Piknik

58