www.kriminoloji.com
SUÇUN NEDENLERİ – SUÇ ETOLOJİSİ
Prof.Dr. Timur
DEMİRBAŞ[1]
©
www.kriminoloji.com 2002
I. BİYOLOJİK
TEORİLER (SUÇUN FİZİKİ-ANTROPOLOJİK-BİYOLOJİK YANI)
A)
Fiziki Coğrafya:
Burada kartografik
(coğrafi) görüşten bahsetmek gerekir; bu görüş, suçu sosyal koşulların
gerekli ifadesi olarak görmekle beraber, coğrafi faktörlerin suçlu davranış
üzerinde etkileri kabul etmektedir. Bu faktörler, iklim
(sıcaklık,nem,barometrik basınç), topograf, doğal kaynaklar ve yerleşimdir.
Kartografik görüş, bazen ekolojik görüş olarak da belirtilir. Sistematik olarak
ilk ekolojik çalışmalar Fransa’da Guerry ve Belçika’da Quetelet tarafından
yapılmıştır[2].
Nüfusun yer dağılımının sosyal görüşlerinin
tersine fiziki coğrafya veya biyolojinin
sosyal olmayan fiziki görünüşleri bu yüzyılın başında çeşitli yayınlara
rağmen çağdaş kriminolojide ihmal edilmiştir. Belki eski yazarlar bunun
anlamını, suçlu davranışın nedeni olarak abartma eğiliminde olmuşlardır.
Bonger, Herodot’un tarihsel gelişimi, Montesquieu ve Quetelet üzerine,
Roesner’e kadar kısa tasvirler yapmıştır. Fiziki çevrenin kriminolojik önemi,
esaslı olarak ülkenin iklimi bakımından, hava ve mevsimler üzerine
araştırılmıştır. Quetelet, Guerry de Champneuf, Lombroso, Feri, Aschaffenburg
ve diğerleri, Fransa, İtalya ve Almanya’da mala karşı suçların soğuk yerlerde
ve kışın artmasına karşın, sıcak yerlerde ve sıcak aylarda kişilere karşı
suçların daha sık olduğu istatistiki olarak ortaya koymaya çalışmışlardır.
Lombroso bu konuyu yeterince önemli kabul ettiğinden, “Suçun Nedenleri ve
Mücadelesi” isimli eserinin ilk kısmını buna adamıştır[3].
Wolfgang, 1948-1952 yılları için
Filedelfiya’da cinayet üzerine yaptığı araştırmada, soğuk ve sıcak aylar
arasında önemli bir fark keşfetmedi. Bu, suçlu davranışlar üzerinde iklim
koşullarının kesin etkisiz olduğu sonucunu doğurmaz. Eski yazarların çalışmalarına
esas olan şartlar, açıkça cinsi veya diğer tarzda insani duygusal heyecanların
ve maddi ihtiyaçların suçlu hareketler şeklinde, mevcut istatistiklerde ne
açıkça ispat edilebilir, nede çürütülebilir olduğunu söyleyebiliriz. İklim
etkileri sadece oluşum etkileri vasıtasıyla örtülemeyebilir, bilakis kültürel
etkiler çok sayıda ve kuvvetli olabilir. İklim ve coğrafi durum, fizyolojik
fonksiyonları ve kültürel verimleri tahrik edebilir, aksi takdirde kültür her
yerde değişmez ve aynı olurdu[4].
B)
Suçu Beden Yapılarındaki
Farklılıklara Dayandıran Teoriler:
Tarihsel olarak fiziki özellikler ve şekil bozukluklarının
kişinin şeytani niteliklerini gösterdiğini iddia etmiştir. Nitekim Ortaçağda
kanunlar, suç zanlıları arasında en çirkin olanın suçlu olma ihtimalinin fazla
olduğunu belirlemekteydiler. İlk olarak Giambattista della Porta (1535-1615),
insan fizyonomi okulunu kurarak, insan davranışları ile yüz özellikleri
arasındaki ilişkileri incelemiştir. Ona göre, hırsız, geniş dudaklı ve sert
bakışlıdır. Porta’nın görüşleri aşağı yukarı 200 yıl sonra, İsveçli Johann
Kapsar Lavater (1741-1801) tarafından tekrar ele alınmıştır. Tüm bu görüşler
Fransız Joseph Gall (1758-1828), Johann Kapsar Spurzheim (1776-1832) ve Charles
Caldwell (1772-1853) tarafından ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Onlara göre,
beyin dokusu ve hücreleri ile beyindeki girinti ve çıkıntılar, insan
davranışını düzenler[5].
Beden yapısı ile kişilik özellikleri
arasındaki ilişkiler konusundaki düşünceleri ilk sistemleştiren Dr. Gall’dir.
Prenolojinin (kafatası bilimi) kurucularından Dr. Gall, kişilik ile ilgili
çeşitli özellik ve fonksiyonların beyinde belirli merkezleri olduğu şeklinde
bir varsayımı kabul etmiş ve bütün beyinin topografyasını çıkarmıştır.
Beyindeki bu merkezlerin iyi gelişmiş olması, bu özellik ve fonksiyonların
kuvvetli olması şeklinde anlaşılmıştır. Beynin bu merkezlerinin kafatasına da
etki yapıp, orada da bir takım çıkıntı veya girintilere yol açacağı tabii
sayılmıştır. Kafatasındaki çıkıntı, düzlük ve girintilerin incelenmesi ile kişilik
özellikleri hakkında fikir sahibi olunacağı belirtilmiştir. Buna göre
kafatasının arka kısmında belirli bir çıkıntı olanların maddi zevklere düşkün;
alınlarının yukarı kısmı çıkıntılı olanların ise, mal ve mülkiyet arzularının
kuvvetli olduğu ileri sürülmüştür[6].
Avusturyalı bir anatomi uzmanı olan Dr. Gall, yaşamının yirmi yılını akıl
hastaları ve mahkumlar arasında dolaşıp, anların kafa şekillerini çizerek
geçirmiştir. Dr. Gall’e göre; a) beyin düşüncenin merkezidir. b) beynin farklı
bölgeleri, değişik davranışları yönlendirir. c) beynin daha önemli kısımları
nispi olarak daha küçüktür. d) kafatası beyin korteksini kaplar ve orantısız
öneme göre, kafatasında eş anlamlı çıkıntılar olur[7].
Bir suçluluk teorisinin formüle edilmesinin
en eski teşebbüsüne biyolojik açıklama modelleri dahildir. Burada, kesin
anlamda formüle edilmiş teoriyle değil, bilakis suçluluğu, suçludaki biyolojik
gerçeklere geri götürme teşebbüsü ile ilgilidir. Deneme zamanın akışıyla
değişmiş, belirli bakışların vurgulamaları zayıflamıştır. Lombroso’nun
öğretisinin çıkış noktası genetik şarta bağlı suçluluk, yani doğuştan suçluluk
idi. Her şeyden önce Lyon okulu olmak üzere yöneltilen yoğun eleştiri üzerine,
Lombroso’nun kendisi bile doğuştan suçluluk teorisini yumuşatmış ve keşfedilen
suçluların yarısının doğuştan suçlu olmadığını itiraf egtmiştir; buna rağmen,
suçluluğun biyolojik açıklanması teorisini temsil etmeye devam etmiştir. Şüphesiz bu görüş geleneksiz değildi.
Lombroso’dan öncede, suçluluk ile bedensel durum arasında bağıntı kurulmakla
birlikte, Lombroso ilk defa biyolojik şartı açıkça ortaya koyan kişidir. Tabii
olarak suçluluk, bu şekilde kalıtımsal olarak geçmez, kişiyle birlikte
doğmayabilen bir davranıştır ve davranışın kendisi değil, bir davranışa eğilim
kalıtımsal olarak geçebilir. Bu yüzden kim bir biyolojik şartlı suçtan söz
ederse, ilgili insanın biyolojik durum vasıtasıyla suça şekillenen bir davranış
içerisinde olduğu düşünülebilir. Zamanın akışı içerisinde, suçun biyolojik
olarak açıklanması içerik olarak farklı düşünülmüştür. Lombroso’ya göre,
doğuştan suçlu, genetik olarak belirlenmiş, suçlu hareketler icra eden
insanlardır. Şüphesiz biyolojik şartın bu daraltılmış kavramı nisbileştirilir
ve tek tek biyolojik özelliklerle sınırlandırılır. Charles Darwin’in (1809-1882)
etkisi altında kalmış olan Lombroso’ya göre suçlu, normal insanlara göre, en
aşağı gelişim aşamasında duran atavistik (soya çeken) bir insandır[8].
Suçluların ölçümü, onların normal insanlara göre, büyük vücut uzunlukları,
büyük kol uzunlukları, geniş göğüs kafesi ve fazla kiloya sahip olduklarını
göstermiştir. Suçlunun duygusuzluğu ilkel insanları hatırlatır. Bu duygusuzluk,
deneysel olarak ispat edilmiştir; vücudun sağ yarısı, sol yarısına göre daha az
duyarlıdır. Suçlularda idrak tam görülmez. Lombroso, tek tek suçlulara gider;
hemen hemen hırsız ve katillerin biyolojik işaretleri olduğunu iddia eder.
Hırsızlar çok hareketli yüz yapısı ve ellere sahiptirler, gözleri küçüktür,
huzursuz, sıklıkla gözleri oynar (şaşı), kaşlar çatık ve birbirine yakındır.
Ahlâksızlar hemen hemen daima parlayan bir göze, ince yüze ve iri dudaklara
sahiptirler. Genellikle ahlâksızlar ince yapılıdadırlar, ara sıra kamburdurlar,
onlardan bir çoğunun parlayan gözleri kısık sesleri vardır. Lombroso,
katilleri, sabit, soğuk ve dik bakan, bazen kanlı gözlü, ince dudaklı ve köpek
dişleri büyük şeklinde belirtmiştir[9].
Lombroso daha sonra Ferri ve Garofalo’nun
etkisi altında sosyolojik ve psikolojik illi faktörlerin birlikte etkisini
suçun oluşumunda tanınmasına rağmen, o antropolojik-biyolojik teorisine bağlı
kalmaya da devam etmiştir. Lombroso istemeyerek, suçluların sadece %35-40’ının
suçlu grubuna girdiğini söylemiştir[10].
Lombroso, Pozitif Okulun kuruluşuna neden
olmuştur. Gerçekten de Lombroso ile birlikte üç kişi ve üç eser Pozitif
Kriminolojik Okulu kurdu: Doktor Sesare Lombroso (1836-1909) “Suçlu İnsan”
(1876); hukukçu, politikacı ve sosyolog Enrico Ferri (1856-1929) “Suç
Sosyolojisi” ve hukukcu Raffaele Garofalo (1851-1934) “Kriminoloji” isimli
kitap ile Pozitif Okulun organı onlar tarafından 1880’de kuruldu[11].
Berlinli cezaevi doktoru Baer, Lombroso’nun
sonuçlarını kendi özel malzemeleri ile kontrol etti (1893) ve onları çoğu
noktada çürüttü. Baer, doğuştan suçlu olabileceği, fakat anotomik-morfolojik
işaretlerinin tanınamayacağını düşüncesindeydi[12]. İngiliz Goring
(1870-1919), cezaevi doktoru idi, istatistik ve biyometri tekniğine ustaca
hakimdi. Gayretini ve enerjisini Lombroso ve onu izleyenlerin teorilerini
kontrole ve çürütmeye adadı. İngiliz cezaevlerindeki hükümlüler ve öğrenci,
asker ve maden işçilerinden oluşan kontrol grubundaki 3000 kişiyi ölçüp kontrol
etti ve 1913’de yayınladığı araştırmalarında, kafatası ölçülerine dayanarak,
bir kişinin bir üniversite profesörü veya ağır bir suçlunun malzemesine sahip
olup olmayacağına değil; fakat bir İngiliz veya İskoç üniversitesinde okuyan
bir öğrenci olup olamayacağına karar vermenin belki mümkün olduğunu alayla
belirterek, Lombroso’nun tezini çürüttü[13].
Hooton (1939), 14.000 hükümlüyü inceledi ve
şu morfolojik özelliklerin ortaya çıktığını tespit etti: Uzun boyun, ince
dudaklar, düşük omuzlar, kırmızı saçlar, küçük gözler, iri çene. Uzun boylular
çalmaya ve öldürmeye, geniş yapılılar dolandırıcılığa ve öldürmeye eğilimli
idiler; kısa boylular hırsız ve şişmanlar cinsel suçlu idiler[14].
Hooton’un suçlu grubundaki morfolojik işaretler toplandığında, sadece %4 göze
çarpmayan, %15,8 ayırt edilemeyen ve şaşırtıcı sayı %49,5 gelişmiş belirtiler
şeklinde ortaya çıkmıştır; sonuncular suçlu olmayan nüfusa göre genellikle
suçlularda ortaya çıkmıştı. Hooton’un sonuçları, biyolojik ölçülerle ölçülen
suçlu grubunun, suçlu olmayan gruba göre, biyolojik olarak gelişmiş olduğunu
gösteriyordu[15].
C)
Genetik Teoriler:
1)
Aileler Üzerinde
Yapılan Araştırmalar
Dugdale’ın geneolojik aile araştırması
(1877) kriminolojide, bu yönlü araştırmaya sebebiyet vermiştir. Dugdale,
1730’da doğan, Juke’lerin ata babası Max’ı buldu. Arkadan gelen 709
kişi araştırıldı ve bunlar çalışan, fakir ve suçlu insanlar olarak gruplara
ayrıldı. Bu ailenin arasında 77 suçlu, 202 fahişe ve genelev sahibi, 142
serseri ve çok sayıda fakir yurdundan yararlanan, hırsız ve katiller vardı.
Juke’ler kural olarak onlara benzeyen aynı seviyedeki insanlarla evlendiler ve
diğer bir toplumsal sınıf içine çıkmayı denemediler[16].
Diğer bir sorunlu serseri ailesi
Viktoria’nın, 76 üyesinden, sadece 8’i ispat edilebilir sapma göstermişti.
Zero, Kallikak aileleri ile ilgili aynı araştırmalarda, benzer sonuçlar ortaya
koydular[17].
Kallikak ailesinden gelen 480 kişiden 474’ü
cezaevine girmiş ve bunlardan 37’si ölüm cezasına mahkûm edilmişti[18].
2)
İkizler Üzerinde
Yapılan Araştırmalar
Biyolojik düşüncenin kabulü Lombroso’dan
sonra çok az tabiî şekil aldı. Her şeyden önce 20’nci yüzyılın 20’li 40’lı
yıllarına kadar Almanya’da, suçun biyolojik şartını ispat etmek için çok sayıda
araştırma yapıldı. Somut bilgilerin eksikliği (kromozom anomalileri üzerinde),
burada genellikle kuşku ile karşılandı. Suçlu veya asosyal aileleri üzerine soy
araştırmasına, büyük suç yükü olan grupların araştırılması vasıtasıyla
girişilmesi; kısmen suçluluk içerisinde bulunan sosyal göze çarpmaların
biyolojik kalıtımlı olduğunu gösterdi (Kranz 1940, Kranz-Koller 1940,
Rechenbach 1940 çalışmaları). Geniş ölçüde görülebilen metodik özensizlik ve
onun yanında soysal faktörlerin dikkate alınmaması nedeniyle bu gün bu
çalışmalar az inandırıcıdır. Bilimsel olarak önemli olan ikizlerin suçluluğu
üzerine yapılan araştırmalar olmuştur; onlarla suçluluğun genetik şartı olduğu
ispat edilebilirdi. Bu çalışmalardan tarihsel olanı Almanya’da her şeyden önce
Johannes Lange’nin “Kader Olarak Suç” (1929), Frederich Stumpfl’ın “Kalıtım
İstidadı ve Suç” (1935) ve Heinrich Kranz’ın “Suçlu İkizlerin Yaşam Kaderi”
önemli çalışmalar olarak gösterilir. İkizler araştırması ve suçun genetik
sınırlanması üzerindeki yargı, tek ve çift yumurta ikizleri üzerindeki
araştırmalardan hareket eder. Çift yumurta ikizleri, farklı cinsiyette olabilen
sadece normal kardeşler iken, tek yumurta ikizleri aynı gen yapısını ortaya
koyarlar[19].
Johannes Lange (1929), hapishanede bulunan
suçluların ikizler olup olmadığını araştırdı ve ikiz kardeşlere sahip olanlar
üzerinde çalıştı. Lange, 13’ü tek yumurta ikizi, 17’si çift yumurta ikizi olan
30 çift erkek ikiz buldu. Lange, onların suçluluğunu araştırdı; tek yumurta
ikizlerinde 10 çift daha önce cezaevinde bulunmuştu (bu %77’ye tekabül eder);
buna karşılık 17 çift yumurta ikizinin, her birinden sadece birisi cezaevinde
bulunmasına karşılık, ikisinin de cezaevinde bulunduğu sadece iki olaydaydı;
çifte yumurta ikiz çiftlerde bu %12’ye tekabül ediyordu. Bundan Lange, suçluluk
için kalıtım özelliklerinin büyük öneme sahip olmak zorunda olduğu sonucunu
çıkardı[20].
Şüphesiz Lange’nin araştırmasına önemli metodik itirazlar ileri sürüldü. Kranz
ise, yaptığı araştırmalar sonunda, suçluluk oranında uyuşmanın çift yumurta
ikizlerinde yarı oranında bulunmasına karşılık, tek yumurta ikizlerinin aşağı
yukarı 2/3 ile 3/4 arasında olduğu sonucuna varmıştı[21].
Walters (1992), konu analizlerinde, 18 ikiz
çalışmasının (Danimarka, Almanya, Finlandiya, İngiltere, Japonya, Hollanda,
Norveç, ABD) sonuçlarının bir listelemesinde, tek yumurta ikizlerinin suçluluğu
bakımından %7,1 ile %100 arasında bir uyuşmanın göründüğü ve çift yumurta
ikizlerinde bunun %0 ile %77,8 arasında olduğunu ortaya koydu. Bu farklı
sonuçlar, büyük kısmı hemen hemen çok sınırlı olan araştırma malzemesi (18
araştırmanın tamamı, sadece 494 tek yumurta ve 525 çift yumurta ikizini
kapsamıştı) ile metodun adil olmamasına ve tesadüfen alınmış örnek gruba
dayandırılmaktadır. Bu araştırmalarda, suçluluk yükü tek yumurta ikizlerinde,
biyolojik basit kardeş olan çift yumurta ikizlerine göre daha benzerdir.
Bundan, suçluluğun biyolojik olarak belirlendiği sonucu ortaya çıkar. Suçun
oluşumunda ilk bakışta biyolojik yapıya verilmiş gösteren sonuçlara rağmen, bir
yanıltma faktörünün tamamen dikkat dışı bırakıldığı gözden kaçırılmamalıdır;
sosyal çevre. Bu yüzden suçluluk yüküne ilişkin bütün açıklamalar, metodik
olarak güvensiz zemine kayıyor ve bu yüzden genelleştirilemezler[22].
|
|
Tek Yumurta
İkizleri |
Çift Yumurta
İkizleri |
||||
|
Araştırma |
Yıl |
Ülke |
Çiftlerin
Sayısı |
Uygunluk Oranı
% |
Çiftlerin
Sayısı |
Uygunluk Oranı
% |
|
Lange |
1929 |
Almanya |
13 |
77 |
17 |
12 |
|
Legras |
1932 |
Fransa |
4 |
100 |
5 |
0 |
|
Rosanoff |
1934 |
ABD |
37 |
68 |
60 |
10 |
|
Kranz |
1936 |
Almanya |
31 |
65 |
43 |
53 |
|
Stumpfl |
1936 |
Almanya |
18 |
61 |
19 |
37 |
|
Rosanoff |
1941 |
ABD |
45 |
78 |
27 |
18 |
|
Yoshimasu |
1961 |
Japonya |
28 |
61 |
18 |
11 |
|
Dalgaard |
1976 |
Hollanda |
31 |
26 |
54 |
15 |
|
Ortalama Uygunluk |
62 |
|
19 |
|||
İkizlerin
suçluluk davranışlarındaki uygunluk derecesini gösteren tablo[23].
Bu güne kadar birisi suçlu olan aşağı yukarı
750 ikiz çift araştırıldı, genel toplamda, tek yumurta ikizlerinde suçluluk
üzerine uyum sayıları çift yumurta ikizlerine göre hemen hemen dört misli
yüksektir (%55’e %13). Diğer bir ifadeyle, eğer bir tek yumurta ikizi suçlu ise
diğerinin de suçlu olması ihtimali çift yumurta ikizine göre dört misli daha
yüksektir[24].
Tek ve çift yumurta ikizleri arasında benzer göze çarpan farklar ayrıca
homoseksüellik ve alkollülük bakımından da tespit edilmiştir. Bu görüntülerde
çevre etkilerinin de derece etkili olduğu belli değildir[25].
|
|
Uyum İlişkisi |
||||
|
|
İkiz Çift
Sayısı |
Tek Yumurta |
Çift Yumurta |
Tek Yumurta % |
Çift Yumurta % |
|
Yetişkin Suçları |
766 |
231 |
535 |
55 |
13 |
|
Genç Suçluluğu |
67 |
42 |
25 |
85 |
75 |
|
Çocuk Dav.Boz. |
107 |
47 |
60 |
87 |
43 |
|
Homoseksüellik |
63 |
37 |
26 |
100 |
12 |
|
Alkoliklik |
82 |
26 |
56 |
65 |
30 |
Tek ve çift
yumurta ikizlerinin çeşitli şekillerdeki sapıcı sosyal davranışlarının uyumunu
gösteren tablo
Rosanoff’un araştırmalarında, genç suçlular
ve problemli çocuklarda özel sonuçlar ilgilendirildi[26]:
|
|
Tek Yumurta |
Çift Yumurta |
||
|
Uyuşma |
Uyuşmama |
Uyuşma |
Uyuşmama |
|
|
Gençlik Suçları |
39 |
3 |
20 |
5 |
|
Problem Çocuklar |
41 |
6 |
26 |
34 |
3)
Evlat Edinme
Çalışmaları
İkizler üzerinde yapılan araştırmalar,
suçluluğun kalıtıma bağlı olduğu görüşü yararına değil, bilakis evlatlık
araştırma sonuçlarına götürdü. Küçüklerinde ayrılmış ve yalnız büyümüş
ikizlerin davranışı sorusu üzerine araştırmalar, yapı ve çevre ilişkisini
bağlantılı yapmamak için yeni araştırmalarda, evlat edinme araştırması
kullanılmaktadır; bunlarla davranışlar üzerindeki genetik etkiler ispat
edilecektir. Bura da, tamamı ile birbirinden ayrılarak büyümüş kardeşler takip
edilmekte ve onların yapısının açıklanamayan farkları, sosyal olarak
açıklanmaya çalışılmaktadır[27].
Mednick/Gabriell/Hutchings (1977), 1924-1947
tarihlerinde Danimarka’da 14.000 evlatlık üzerinde bir araştırmayı rapor
ettiler. Bu çalışma, evlatlığın biyolojik ebeveynin kayıtlı suçluluğu, büyük
bir risiko ile evlatlık çocukların kayıtlı suçluluğu ile de bir gittiği
hipotezinden hareket etmişti. Bu araştırmalar, evlatlıkların mahkumiyet oranı
ile biyolojik ebeveynin mahkumiyet oranlarının, evlat edinen ebeveyne göre daha
yüksek olduğunu gösterdi. Bununla birlikte, eğer mahkum edilmiş bir biyolojik
bir babası varsa, bir evlatlık için, suçlu olma ihtimalinin yüksek olacağı
iddia edilmişlerdir. Ne biyolojik baba, nede evlat edinen baba suçlu değilse,
suçlu çocukların oranı %10,4 bulunmuştur. Bu oran biyolojik babanın suçlu
olmayıp da, evlat edinen babanın suçlu olmasında %11,5’e yükselmiştir. Buna
karşılık, evlat edinen baba suçsuz ve biyolojik baba suçlu ise, oğulların yük
oranı %22 olmuştur. Bu oran işaret edilen en yüksek değere %36,2 ile hem evlat
edinen, hem de biyolojik babanın suçlu olmasında erişmiştir.
Mednick/Gabriell/Hutchings, önceleri bu durumu genetik sınırlama olarak
değerlendirirlerken, sonraları evlat edinenlerin suç çevresi içerisinde
olduklarını bilmediklerini belirtmişlerdir[28].
|
Babaların suçluluğu |
Toplam |
Onlardan evlatlık oğullar |
Suçlu % |
|
Her iki babada suçlu değil |
333 |
35 |
10,5 |
|
Sadece evlatlık baba suçlu |
52 |
6 |
11,5 |
|
Sadece biyolojik baba suçlu |
219 |
46 |
21 |
|
Her iki babada suçlu |
58 |
21 |
36,2 |
Evlatlık
oğulların suçluluğu, babaların dosyaya göre suçluluğundan ayırt edilmesi[29]:
4)
Beden Tipleri
Lombroso’nun düşünce yapısı, her şeyden önce
modern yapısal araştırmalar vasıtasıyla yeniden canlandırıldı. Bu görüşün
temsilcisi Almanya’da Kretschmer ve ABD’de W.H.Sheldon idi.
Ernst Kretschmer (1888-1964), “Beden Yapısı
ve Karakter” isimli çalışmasında, Lombroso’nın düşünceleri ile bağlantı
kurmuştur. Kretschmer, davranış ve beden yapısı üzerine, leptosom (astenik),
atletik, piknik ve dysplastik olmak üzere dört tip belirlenmiş ve her tipin,
belirli karakter özelliklerinden bahsetmiştir. Şüphesiz, Kretschmer’e göre,
suçluluğun oluşumunun azalmasının sadece beden tiplerine bağlanması caiz
değildir; belirleyici olan failin sâiki ve yaradılışıdır[30].
Kretschmer’in suç biyolojisi sistemindeki
önemli noktalar şunlardı: Suçluların tamamında, genel nüfustaki gibi aynı
yapısal tiplerin dağılımı mevcuttur; hemen hemen %20 piknik, %40-50 leptosom ve
atletik, %5-10 dyplastik ve %30’dan az karışık tipler bulunmaktadır; piknikler
suçlular arasında genel nüfusta en az temsil edilenlerdir[31].
Kretschmer’in çalışmasının ilk baskısının
(1921) tüm malzemesi, 1/3’ü mani-depressif ve 2/3’ü şizofren olmak üzere 400
vakaya dayanıyordu. Günümüzde uluslararası araştırma malzemeleri mevcut olup,
sadece psikozlarla ilgili olanları 8 000’in üzerinde vakayı kapsamaktadır.
Ortaya konan metodda öncelikle piknik, leptosom(astenik) ve atletik olarak
isimlendirilen bedenin üç tipi ortaya çıkar; bunlar kadınlarda ve erkeklerde
bulunurlar. Üç tip, şizofren ve mani-depressif şekil alanına özel ve dikkati
çekici tarzda dağılır. Bu tipler, her yerde sağlıklı insanlarda da bulunurlar
ve onlarda hastalıklı yapı içermezler, bilakis belirli normal-biyolojik yapı
ortaya koyarlar. Bunlar yanında, dyplastik tipler olarak bir araya getirilen
özel küçük gruplar bulunur[32].
Piknik
tipler, orta yaşlarda kafa, göğüs ve göbeğin kuvvetli enine gelişimi ve
gövdenin yağlanma eğilimiyle kendini gösterirler; bunlar orta boylu, yuvarlak
vücutlu, yağlı, el ve ayakları küçük, vücut kılları az olan kişilerdir.
Ortalama piknik erkeklerde, uzunluk 167,8 cm’dir Açık yağlı yapı ortaya çıkar,
ağırlıkları 68.0 kiloyu aşar; belirli yaşam dönemlerinde tek tük 100 kg
üzereinde ağırlıklar ortaya çıkar; incelenenler içerisinde, 1.71 cm uzunluğunda
ve 107 kg ağırlığında birisi vardı. Bununla birlikte, yaşlı kişilerde, kuvvetli
karışıklığın sonucu olarak önemli aşağı ağrılıklarda vardır (bir olayda,
163:49). Orta yaşlardaki piknik dış görüntüsünde, mani-depressif vakaların
sıklıkla görünmesi önemlidir[33].
Leptosom
(astenik-ince) tipler, ince yüz, sivri
burun ve ince uzun şekille belirlenirler. Vücut ağırlığı, vücut uzunluğu
karşısında geri kalmış olup; ortalama ölçü, 50,5 kg-168,4 cm’dir. Leptosom
tipin yüzü, daha 19’uncu yaşta
karakteristik şeklini kazanır ve ileri yaşlarda zayıflamayla daha da
keskinleşebilir. Bu tiplerde omuz ve gövde dar, göğüs basık, kol ve bacaklar
uzun, el ve ayaklar ince uzun kemiklidirler. Asteniklerin bir kısmındaki
biyolojik stigma, vaktinden önce yaşlanmadır[34].
Atletik
tiplerin erkekleri, iskelet ve adale
yapısının ve cildin kuvvetli gelişimi vasıtasıyla tanınırlar; omuzları geniş,
beli ince ve kaslı olup, vücut uzunluğu ortalamanın üzerindedir; 1.80 cm
üzerindeki uzunluk nadir değildir; çalışmalardaki en uzun örnek 1.86 cm boyunda
idi. Kadınların atletik tipleri de, şüphesiz belirli karakteristik sapmalarla
erkeklere uyar. her şeyden önce yağlanma gelişimi sıklıkla engellenemez[35].
Bu beden tiplerinin genel karakter özelliklerine gelince:
Piknik tip, dışa dönük, şen, rahat ve candandır, komplike bir tabiata sahip
değildir, uyum yeteneğine sahiptir. Leptosom tip, toplum dışıdır, çekingen
yaşar ve derinde yapılanan sığ bir sudur. Atletik tip, ağır, canlı veya
saldırgandır. Üç ana yapı ve onların mizaçları ideal tiplerdir. Gerçekte biz
karışık ve kesişmelerde buluşuyoruz. Yapı tipleri ve suçlu davranış arasındaki
ilişkiler kriminolojinin ilgisini çabuk harekete geçirdi[36]. Gerçekten de piknik
tipin mani-depressif denilen hastalığı geliştirdiği; astenik ve atletik tipin
şizofreni hastalığına tutulduğu ileri sürülmüştür. Mani-depressif psikozda,
hasta, taşkın bir iyimserlik, neşe ve girişkenlik halinde bulunur; yada derin
bir üzüntü ve kötümserlik içine düşer; suçluluk ve günahkarlık duyguları ile
acı çeker. Bu iki hastalıklı ruh hali içinde gidip gelen çeşitleri vardır.
Şizofrenide ise, hasta duygu kütlüğü ve gerçeklere karşı ilgisizlik gelişir;
hayalindeki bir dünyada yaşar ve çeşitli saldırganlıklar gösterir[37].
|
Beden Tipleri |
Mani-depressif |
Şizofren |
|
Leptosom |
4 |
81 |
|
Atletik |
3 |
31 |
|
Leptosom-atletik |
2 |
11 |
|
Piknik |
58 |
|